HADİ, BELEDİYE BAŞKANI Göksu Parkı’nı 2010’a yetiştirin! |
![]() |
||
| Boğaziçi Köprüsü’nün inşaatından bu yana, 40 yıldır, tarihi İstanbul’un en güzel mesiresi çöplük haline getirildi. İkinci köprü inşaatı şantiyesi de orada kuruldu. Bilinçsiz bir idari kararla Göksu Çayırı kısmen Marmara Üniversitesi’ne verilerek büyük bir yapılaşmaya neden olundu. Bütün olumsuz gelişmelere karşın Boğaziçi’nin son kalan dereleri olan Küçüksu ile Göksu arasındaki alan ve Anadoluhisarı çevresi hala büyük bir park olma potansiyeline sahiptir. | |||
![]() |
|||
| Tarihten anlam çıkartmakta zorlanan kırsal kültür iktidarları 60 yılda kentin tarihi dokusunu ortadan kaldırdılar. En çok önem verdikleri cami ve mescitleri bile bilgisiz uzmanlar elinde yarım yamalak restore ettiler. İlkel planlar ve çirkin inşaatlarla anıtların çevrelerini kentsel mekan olarak değerlendiremediler. Boğaziçi’nin yeşilini, Boğaz’ın ormanlarını bazen tırtıkladılar, bazen kırpıp kele çevirdiler. Kent içinde her arsaya gizli hazine olarak bakan bir toplum grubu belediyeler içinde ve etrafında çöreklendi. Türkiye’de ne politikacılar ne de halk kent toprağı yağmasını ve yapı spekülasyonununu hiç olmazsa biraz dengeleyebilecek olan bir tarih bilincine sahip olmadı. Belediyeler yeşil alanları ev ve otapark yapıp avuç içi kadar kaldırımlarda çiçek tarhları yaparak kenti güzelleştirdiklerini sandılar. Gerçi çiçek tarhı yapmak da, bizim belediye geleneğimiz içinde bir aşamadır. Dünyada hiç bir toplum Türkiye’de olduğu kadar, İstanbul gibi olağanüstü bir tarihi mirası bir madene çevirmemiştir. Kentin yeni inşaatları yoğunlaştıkça yol ve kaldırım birbirine dolandı. Yine de toplumu bu yüzden hor görmek gerekmez. Bizim halk zeki, protik, sabırlı ve tahammüllü. İstanbul’da bu kadar insanın yaşaması bile başlı başına bir mucizedir. Belediyeyi de yalnız başına suçlamak doğru değil. Halkın belediyesidir. Fakat bu kentin köyden kırdan gelenler kadar dünyanın da malı olduğunu da hatırlamak iyi olur. Bir dünya nimeti olan İstanbul ve Boğaziçi daha yok olmadı. Kentin ve denizi halkın karabasanlarını hafifletiyor olmalı. TURİSTİK ETKİNLİK ODAĞI EN GÖRKEMLİ ASKERİ MİMARİSİ |
seyretmek. Tarihi duyarlılıktan biraz ansibi olan herkes böyle yoğun bir tarih; ortamda, Boğaz kenarında bir bahçe içinde nefes almanın bir ayrıcalık olduğunu hayal edebilir. Bu mesire yerinin bir özelliği daha var. Boğaz’ın Kandilli ile Kanliıca arasındaki kıyı şeridi eski yalıları belki en yoğun şekilde korunduğu alan. Anadoluhisarı içinde ve Toplarönü denilen Fatih surları önünde de ahşap evler restore edildi. Başka bir deyişle, eğer belediyede bir tarih bilinci varsa Kanlıca’dan Kandilli’ye kadar ahşap ağırlıklı bir yalı şeridi ortasında, 14. yüzyıl sultan köşkü, bir meydan çeşmesi, iki dere ve büyük bir ağaçlık olağanüstü peyzaj öğeleri olarak değerlendirilebilir. Bir Görsu park alanı düşünün: Dev ağaçlar, bahçeli gazinolar, dere kahveleri, lokantaları, sandal gezileri, geleneksel sanat gösterileri, açık hava tiyatroları (eskiden ortaoyunu oynanırdı) Kandilli- Kanlıca kıyı çizgisi ve ortada ahşap verileri görece yoğun ibr Anadoluhisarı, karşılarında Rumelihisarı ile İstanbul’a Boğaziçi’nin orta yerinde, en görkemli bir tarihi ortam yaratma olanağını veriyorlar. Göksu üzerinde bir tarihi mezarlık var. Yine Göksu üzerinde, yeni bir planlama ile çok büyük bir kahve ve restoran alanı olacak, yarı battal eski bir halat fabrikası var. Göksu’nun arkada Dört Kardeşler’e kadar uzanan çevresi de çok daha güzel bir çevre haline getirilebilir. Bütün bunlar gerçekleştirilirse İstanbul olağanüstü bir tarihi park ve derelerle süslü bir tarihi atmosfer kazanır. Bu kadar güzel bir ortam Boğaz’da tektir. Şunu da vurgulamak doğru olur. İstanbul belediyeleri elli yıldır bu nitelikte bir tarihi alan düzenlemedi. HADİ, BELEDİYE BAŞKANI Doğan KUBAN |
||